FERİDE ÇİĞDEM SÖNMEZ

Yaşadığımız kıyı kasabasında tek sıkıntımız gönlümüze göre bir lise olmamasıydı. Bu nedenle çok severek yaşadığımız yerden İstanbul’a yeniden göçmek kararı aldığımızda nerede yaşayacağız, nasıl yaşayacağımızdan çok; nasıl iyi bir okul bulacağımız öncelikli sorunumuzdu. Ataşehir’den Kadıköy’e giden otobüsün penceresinden gördüğüm o yeşil tabela ve bulutlu kapkaranlık günde okulun üzerine düşen güneş hüzmesi ile başladı maceramız.

Pikare… İsim hiç yabancı gelmiyordu. Nereden duyduğumu bilmiyordum. Oturdum araştırdım. İnternet sitesi, mezunları, mezunlarının başarısı… Bütün bunlar güzeldi ama bir konuşmalıydım okulla. Ortaokulun bitmesine bir buçuk yıl olmasının verdiği rehavetle yaza erteledim görüşmeyi. Hayat ummadığımız sürprizler hazırlıyor ama. Beklediğimizden önce İstanbul’a taşınmak gerekince ilk iş telefon açtım okula. Sıcacık sesli biri ile konuştum sonra. Burçin Hoca… Bizimle tanışmak istediğini söylediğinde çıktık geldik ve girdik kapıdan içeri. Henüz ortaokul açılmamıştı ama kızım okulun öğrencisi olmuştu çoktan. Yedinci sınıfın bitip sekizinci sınıfın başlamasını iple çeker mi insan? Bir an önce okulların açılmasını ve Pikare Koleji öğrencisi olmayı istedi!

Üç yıl bitti Pikare Eğitim Kurumları'nda. Şimdi on birinci sınıf öğrencisi. Hep koşa koşa ve sevinçle gitti okula. Çok öğrendi ve öğrendikleri dersten ibaret değildi. İyi bir insan, iyi bir yurttaş olmayı, kapasitesini kullanmayı, araştırmayı, hedef koymayı ve o hedef için var gücüyle çalışmayı da öğrendi. Öğretmenine gecenin bir yarısı anlamadığı bir noktayı sormak için benim itirazıma rağmen mesaj yollayıp, beş dakika içinde cevap aldığında, gözündeki ışık da bana dersti.

Bütün çocuklarımızın yolunda olan üniversite sınavına iki yıl kaldı. Kızım için şimdi yeni hedef belirleyip o hedefe ulaşmak için çalışmak zamanı. Benim içim rahat çünkü biliyorum ki annesi olarak ben ne kadar titizlenip uğraşıyorsam, okul ve hocaları da o kadar titizler. Kalanı çokça kızımın çalışması ve biraz da şans.

Feride Çiğdem SÖNMEZ